10 Kasım 2009 Salı

İMO ANKARA ŞUBESİ KÜÇÜK KURULU'NA GİRDİK!

Yazıcı-dostu sürümArkadaşa gönderPDF

İMO ANKARA ŞUBESİ’NDE BİR REZALET DAHA YAŞANDI. ŞUBE YÖNETİMİ KÜÇÜK KURUL İÇİN ÖZEL GÜVENLİK TUTTU. ÖZEL GÜVENLİK KİMLİK KONTROLÜ YAPARAK DEVRİMCİ MÜHENDİSLERİN ODALARINA GİRMELERİNİ ENGELLEMEYE ÇALIŞTI.


İÇLERİNDE YAYIN KURULU ÜYELERİMİZİN DE BULUNDUĞU DEVRİMCİ MÜHENDİSLER FİZİKİ ENGELLEMELERE RAĞMEN KÜÇÜK KURULA GİRDİ
.

İMO Öğrenci Kurultayı’nda öğrencilere fiziki ve sözlü saldırıda bulunan; ardından yapılan Küçük Kurullarda devrimci-demokrat mühendislere hakaretler eden; 11 Haziran’daki Küçük Kurul’da önce dışarıdan getirdikleri eli bıçaklı güruhla devrimci mühendislere saldırı düzenleten, ardından da polis barikatı arkasında toplantı yaparak yayın kurulu üyelerimizi odaya almama kararı alan; 13 Temmuz tarihinde de ikisi İstanbul’da biri Libya’da ikamet eden 5 yayın kurulu üyemize dönük sıkıyönetim savcılarını aratmayacak soruşturmalar açan İMO yönetimi anti-demokratik uygulamalarında sınırlarının olmadığını bir kez daha göstermiştir. İMO yöneticileri 4 Kasım’daki Küçük Kurul’a devrimci mühendisleri sokmamak için özel güvenlik görevlileri tutmuş, bu özel güvenlik görevlileri ise kimlik kontrolü yaparak ellerindeki listede ismi bulunmayanların odaya girmelerini engellemeye çalışmıştır. Bu yanıyla “TMMOB’de Demokrasi” sayımızda kullandığımız “muhaliflere kimlik kontrolü” karikatürümüz ne yazık ki gerçek olmuştur. 4 Kasım Küçük Kurul’unda yaşananlar şöyledir:

Tamamı İMO üyesi ve öğrenci üyesi olan Yayın Kurulu (YK) üyelerimiz Küçük Kurul’a katılmak için İMO’ya gittiğinde, önceki toplantılarda kullanılan fuaye girişinin (fuaye toplantı salonlarına açılmaktadır) kapalı olduğu, girişler için İMO’nun hizmet katlarına çıkış için kullanılan kapının açık olduğunu görülmüştür.

Odanın kapısında İMO yönetimi tarafından 4 Kasım Küçük Kurul’u için özel olarak tutulmuş, 7-8 özel güvenlik görevlisinin, yine yukarı katlarda da 3-5 güvenlik görevlisinin beklemektedir.

İMO Ankara Şubesi yönetiminde olan bir YK üyemiz Küçük Kurul salonuna girmek istediğinde özel güvenlik tarafından YK üyemize ismi sorulmuş ve önlerinde yer alan listede ismi yoksa içeri giremeyeceği söylenmiştir. YK üyemiz güvenliğe böyle bir yetkilerinin olmadığını, odanın Yönetim Kurulu üyesi olduğunu, kimseye isim söylemek zorunda olmadığını anlatmış, güvenlik şefi ise bu talimatı Yönetim Kurulu’ndan aldığını ve ne olursa olsun listede adı bulunmayanları içeri sokmayacaklarını belirtmiştir.

Bunun üzerine YK üyemiz kapıda bulunan İMO’nun kendi güvenlik personeline şube başkanını aramasını ve şube başkanına; “aralarında yönetim kurulu üyelerinin de olduğu oda üyelerinin içeri alınmamasını kabul etmediğimizi, her koşulda içeri gireceğimizi, bir an önce aşağıya gelerek bize bir açıklama yapması gerektiğini” söylemesini istemiştir. İMO’nun görevlisi şube başkanını aramış, ama başkan gelmemiştir. Bu bekleme döneminde bazı küçük kurul üyeleri kapıya gelmiş, bu duruma şahit olmuş, isimlerini güvenliğe söyleyerek içeri girmişlerdir. Yaşananlar, gelen insanlara aktarılmış bu duruma tepki gösteren, güvenlikle tartışan üyeler olmuştur.

Bekleme sırasında birçok trajikomik durum da gerçekleşmiştir. Örneğin tanımadığımız bir üye Küçük Kurul’a gelmiş ancak listede ismine rastlanmamıştır. Yukarıdaki Yönetim Kurulu üyelerinin kaş göz işaretiyle listede bulunmayan bu kişi Küçük Kurul salonuna sokulmuştur. Anlaşılan liste yasağı yalnızca devrimci demokrat mühendislere dönük uygulanmaktadır.

Hemen ardından artık İMO’da sıkça gördüğümüz bir durum tekrarlanmış, İMO binasına polis girmiştir. Polise burada ne aradıklarını, kimin isteğiyle geldiklerini sorduğumuzda; burada gerginlik olduğu gerekçesiyle şube başkanının kendilerini davet ettiğini söylemişlerdir. Gelen polisler yukarıya başkanla konuşmaya çıkmışlar, birkaç dakika sonra da geri gelmiş ve güvenlikle beraber beklemeye başlamışlardır. Daha sonra içeri rütbeli bir polis girmiş, durumu kontrol etmiş ve telsizden amiriyle konuşmuş, rapor vermiştir. Bu konuşmadan 10 dakika sonra ise polis odadan ayrılmıştır.

Bir başka trajikomik durum ise bir arkadaşımız lavaboyu kullanmak istediğinde yaşanmıştır. Güvenlik arkadaşımızı zor kullanarak engellemeye çalışmış, tepki arttırıldığında ise bir özel güvenlik görevlisinin refakatiyle arkadaşımız lavaboya gidebilmiştir.

Yine bir arkadaşımızın üst katta lokale gitmek istediğini belirtmesi üzerine (lokal girişi de aynı kapıdandır) lokalin kapalı olduğu güvenlik görevlisince belirtilmiştir. Tam o esnada iki kadın gelmiş, “Mühendis olmadıklarını, lokale yemek yemeğe geldiklerini” söylemişlerdir. İki dakika önce arkadaşlarımıza lokalin kapalı olduğunu söyleyen özel güvenlik, kadınları içeri almış çifte standartlı yaklaşımlarını bir kez daha ispatlamıştır. Bu, inanması güç ancak gerçek olayların tamamı kamera kayıtlarımızda yer almaktadır.

Avukatımız geldiğinde başkanla durumu konuşmak için yukarı çıkmak istemiştir. Güvenlik, avukatımızı önce engellemeye çalışmış, kısa bir tartışmanın ardından izin vermek zorunda kalmıştır. Avukatı çağırma gerekçemiz bir oda üyesinin odaya alınmamasını tutanak altına alması idi. Avukatımızın gelmesi ve tutanak olayını gündeme getirmemiz gerek özel güvenlikte, gerekse de yukarıda arkadaşlarımızı izleyen Yönetim Kurulu üyelerinde bir tedirginlik yaratmıştır.

Bu sırada listede isimleri olmadıkları gerekçesiyle içeri alınmayan ve dışarıda bekleyen devrimci demokrat mühendislerin sayısı 15’e ulaşmıştır. Avukatı beklerken arkadaşlarımız tarafından özel güvenliğe yönelik konuşmalar yapılmış, “her koşulda içeri gireceğimiz, ancak herhangi bir arbede istemediğimiz, hakkımız olduğu şekilde gayet sakince içeri girmek istediğimiz” belirtilmiş, zorluk çıkarmamaları istenmiştir. Avukatımızın işini tamamlamasının ardından giriş zorlanmış güvenlik aşılmıştır. Bu sırada ciddi bir arbede olmamış, güvenlik görevlileri fiziki engellemelerde bulunmuş ama başarılı olamamışlardır. İkinci katta içlerinde bir İMO Genel Merkez yöneticisinin bulunduğu 4-5 kişi yine arkadaşlarımızı içeri sokmamaya çalışsa da arkadaşlarımız içeri girmişlerdir.

Arkadaşlarımız içeri girdiğinde sakince buldukları yerlere oturmuşlardır. Bu sırada İMO’da yaşanan tüm bu antidemokratik sürecin perde arkasındaki aktörü İMO Yönetim Kurulu Saymanı daha önce yapmış olduğu gibi provokasyon yaratmaya çalışmış, ancak Küçük Kurul üyelerinde beklediği desteği görememiştir. Arkadaşlarımız “Provokasyon yapmamasını, buraya kavga çıkarmaya veya sorun yaratmaya gelmediğimizi, buranın bir parçası olduğumuzu, istemiyorsa kendisinin gidebileceğini” söylemişlerdir. Ardından Küçük Kurul Başkanı olarak söz almış ve İvmecileri odada görmek istemediklerini belirtmiştir.

Bunun üzerine arkadaşlarımız tarafından söz alınmış ve Küçük Kurul’da bulunma hakkımız olduğu, burasının demokrat tüm üyelere açık olduğu ifade edilmiştir. Kapalı kapılar ardında, polis barikatıyla yapılan ve bizim alınmadığımız toplantılarda bizle ilgili karar alamayacakları belirtilmiştir. Ayrıca Küçük Kurul’un yönetimin bir organı değil, tüm demokratların platformu olduğu, 5-10 kişi istemiyor diye kimseyi Küçük Kurul’dan atamayacakları, bizim de buranın bileşeni olduğumuz hatırlatılmıştır. Küçük Kurul’u devrimci-demokratların iradesi olarak gördüğümüz, buraya yönelik olumsuz bir tavırlarımızın olmadığı, bu platformu sahiplendiğimiz belirtilmiştir. Ayrıca, bırakın Küçük Kurulu, Yönetim Kurulu üyesi olan arkadaşlarımızın İMO Ankara Şubesi’nin tuvaletine ve lokaline bile polis ve özel güvenlik zoruyla alınmadığı ama buna boyun eğmeyeceğimiz, isterlerse çevik kuvvet-özel harekât vs.. bile çağırabilecekleri söylenmiştir. İMO’nun şu anki yönetiminin İMO ve TMMOB tarihinde ilklere imza attığı, kendi üyelerini kolluk kuvvetlerini kullanarak engelledikleri, hâlâ oda ağalığından vazgeçmedikleri belirtilmiştir.

Daha sonra iki Küçük Kurul üyesi söz almış ve arkadaşlarımızı sahiplenmişlerdir. Söz alanlar, Küçük Kurul’un demokratik bir mekanizma olduğunu, yaşanan olayların geçmişte kalması gerektiğini, arkadaşlarımızı dışarı atma gibi bir karar alamayacaklarını, burada arkadaşlarımızın da bulunma hakkı olduğunu söylemişlerdir. Bu konuşmadan sonra divan başkanı toplantıyı bitirmiştir. Toplantının bitirilmesinin ardından toplantıya katılan yaklaşık 100 kişiden yarısı salonda kalmış ve süreci arkadaşlarımızdan dinlemiş ve desteklerini ifade etmişlerdir.

Sonuç olarak İMO’da Mart ayından itibaren yaşanan ve mevcut yönetim anlayışı tarafından fiziki saldırı ve hakaretlerle başlayıp, polis barikatı arkasında toplantı düzenleme, soruşturma açma ve son olarak özel güvenlik görevlileri tutarak devrimci demokrat mühendisleri odadan tasfiye ve tecrit etmeye dönük çabalarına karşı önemli bir mevzi kazanılmış, İMO Küçük Kurulu’na girilmiş, söz alınmıştır. Devrimci demokrat mühendisler odalardaki antidemokratik uygulamalarına, baskı ve şiddete boyun eğmeyeceklerini 4 Kasım’daki Küçük Kurul’da bir kez daha göstermişlerdir.

TMMOB Ücretli ve İşsiz Mühendis, Mimar, Şehir Plancıları Ankara Yerel Kurultayı Sonuç Bildirgesi

Hazırlıkları 6 Mart 2009‘da başlayan Ankara Yerel Kurultayı kapsamında Eskişehir, Konya, Kayseri, Kırşehir, Yozgat, Kırıkkale, Nevşehir, Aksaray ve Afyon olmak üzere 9 ilde hazırlık toplantıları, 8 atölye çalışması, işyeri toplantıları, paneller, forumlar düzenlenmiş, bu sayede işsiz, kamuda veya özelde ücretli çalışan mühendis, mimar ve şehir plancılarına ulaşılarak TMMOB örgütlülüğünün yaygınlaştırılması; mühendis, mimar ve şehir plancıları nazarında sendikalaşma konusunun gündem haline getirilmesi amaçlanan sonuç bildirgesinin tam metni aşağıda yer almaktadır.

Ankara Yerel Kurultayı‘nda ekonomik kriz özelinde ücretli çalışan mühendis, mimar ve şehir plancılarının çalışma yaşamında karşılaştıkları sorunlar, işsizliğin ve güvencesizliğin etkileri, asgari ücret, özlük hakları, kadın mühendis, mimar ve şehir plancılarının karşılaştıkları sorunlar başta olmak üzere tüm bu çalışmalar sırasında değerlendirilmiş ve tüm katılımcılarla beraber çözüm yolu aranmıştır.

TMMOB Ücretli ve İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları Kurultayı‘nın, mevcut sorunların değerlendirilmesi, bu sorunlara yönelik çözümlerin üretilmesi, değişen üretim süreçlerine ve biçimlerine dair TMMOB dâhil tüm örgütlenmelerin yeniden yapılandırılması, emeğe yönelik saldırılara karşı örgütlü bir güç olarak TMMOB‘nin toplumsal mücadele alanındaki yerini büyütmesi anlamında önemli bir dönüm noktası olduğu görülmektedir.

TMMOB Ücretli ve İşsiz Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Ankara Yerel Kurultayı sonuçları ve çözüm önerileri aşağıdaki şekildedir:

Ülkemizde 1980 darbesi sonrası uygulanmaya başlayan neo-liberal politikaların sonucu olarak, zaten yeterli olmayan bilim ve teknoloji gelişimi, üretim ve sanayileşmeye dayalı politikalar tamamen terk edilmiş, siyasi iktidarlar sermayenin çıkarlarına bütünüyle teslim olmuşlardır. Bugün AKP yine aynı anlayışla, sermayenin bu alandaki politikalarının doğrudan uygulayıcısı konumundadır.

Bilim ve teknolojiden uzaklaşma, sanayisizleşme, istihdam alanlarındaki daralmayı da beraberinde getirmiş ve var olan işsizler yedek ve ucuz iş gücü haline gelmiştir. Öte yandan üniversitelerimizin de bilimsel gelişim yerine sadece piyasaya hizmet üretmek için geçirdiği dönüşümün ve bununla beraber kamu hizmetlerinin piyasalaştırılmasının sonucu olarak her yıl binlerce mühendis, mimar ve şehir plancıları işsizliğe mahkûm edilmektedir. Mevcut durum, eğitim-insan gücü-istihdam dengesinin kurulamamasının ürünüdür.

Kapitalizmin ekonomik ve sosyal krizinin faturası daha önceki krizlerde de olduğu gibi emekçilere çıkarılmıştır. Özel sektörde kriz bahanesiyle işten atılmalar yaşanmış, işçilerin çalışma hakları gasp edilmiş ve işsizlik fonuna erişim kısıtlı, ödemeler yetersiz tutulmuştur. Bu düzenlemeler de yetmemiş, sermayeye işsizlik fonundan kaynak aktarılmıştır. Bütün emek kesimleri gibi mühendis, mimar ve şehir plancıları da krizin faturasını ödemektedirler.

Siyasi iktidarlar tarafından uygulanan sermaye yanlısı politikalar nedeniyle çalışma koşulları giderek ağırlaşmış; esnek, süreli, süresiz vb. çalışma tiplerinin uygulanmaya başlaması ile günlük çalışma saatleri 12–16 saatlere kadar çıkartılmış, diğer taraftan da emeğinin karşılığını alamayan çalışanların ücretleri daha da geriletilmiş ve emek sömürüsü kolaylaşmıştır.

Mevcut koşullar emeğin toplumsallaşmasını engellemekte, mühendis, mimar ve şehir plancıları özelinde tüm emekçileri açık ve gizli işsizliğe, meslek dışı çalışmaya, düşük gelir düzeylerine ve mesleki tatminsizliğe sürüklemektedir.

Üretim ve hizmet sektöründe giderek ağırlaşan çalışma koşulları içinde, ücretli çalışan mühendis, mimar ve şehir plancılarının hem mesleki, hem de toplumsal anlamda sorun ve sorumlulukları artmaktadır.

Bugünkü bağımlılaştırılmış yapısıyla ülkemizde, önemli bir kesimi hali hazırda mesleklerini icra edemeyen mühendis, mimar ve şehir plancılarını bekleyen gelecek; işsizlik, meslek alanları dışında istihdam ve mesleğe yabancılaşmadır.

Üretim sürecindeki konumları açısından mühendis, mimar ve şehir plancıları toplumsal emeğin bir bölümünü temsil etmektedir. Bu yüzden de mühendis, mimar ve şehir plancıları bilimi ve tekniği halkın çıkarları doğrultusunda kullanma sorumluluğundadır. Kamu kurumlarında veya özel sektörde ücretli çalışan veya işsiz mühendis, mimar ve şehir plancıları her koşulda işçi sınıfının ayrılmaz bir parçasını oluştururlar. Her meslektaşımız için gayet açık olmalıdır ki, bu olumsuz koşullara karşı durmanın yolu tüm emekçilerin örgütlü mücadelesinden geçmektedir.

Ülkemizde, tüm emekçilerin ve emekten yana sendika ve meslek örgütlerinin, sermayenin ve sermaye yanlısı siyasi iktidarın saldırılarına maruz kaldığı bu süreçte TMMOB de yoğun bir baskı altındadır. İktidar, TMMOB ve bağlı odalarının işleyiş, faaliyet ve etkinliklerini kontrol altına almak istemekte ve mücadele alanını daraltmak için yasa ve yönetmelik çalışmaları yapmaktadır. Anayasadan ve iç tüzüklerinden aldığı yetkilerle toplumsal ve mesleki alanlarda faaliyet yürüten, bu faaliyetleri halkın temel hak ve özgürlük taleplerinden ayrı düşünmeyen TMMOB ve bağlı Odaları ve bu birimlerin temel öznesi olan ücretli ve işsiz mühendis, mimar ve şehir plancıları var olan anti-demokratik uygulamalara boyun eğmeyecektir.

Sonuç olarak;

l - Mühendis, mimar ve şehir plancıları arasında ayrımcılığa yol açan her türlü uygulamaya ve başta "yetkin/yetkili mühendislik" ve "uzman mühendislik" gibi ayrımlara karşı mücadele etmek,

2- İstihdam büroları yasası, iş yasası, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası yasası vb. gibi emekçileri modern kölelik sisteminin bir parçası yapmaya çalışan tüm emek karşıtı yasaları reddetmek,

3- Sermaye için yeni "pazar", emekçi halklar için ise yıkım demek olan savaşa, ırkçılığa, şovenizme karşı mücadele ederken tüm dünya emekçi halklarının kardeşliğini savunmak,

4- Ülke kaynaklarına, bağımsız bir bilim ve teknoloji politikasına dayalı, planlı bir sanayileşme ve istihdamı savunmak,

5- Emekçiler için daha fazla yoksulluk ve işsizlikle sonuçlanan özelleştirmeler, taşeronlaştırmalar vb. kamu hizmetlerinin piyasalaştırılması anlamına gelen uygulamaların karşısında durmak, daha önce özelleştirilen kaynaklarımızın tekrar kamulaştırılması yönünde mücadele etmek,

6- Çalışma saatlerinin azaltılmasıyla beraber istihdam alanında da genişleme yaşanacağı gerçeğinden hareketle, esnek çalışma saatlerine, sosyal güvencesiz ve düşük ücretlerle çalıştırılmaya karşı örgütlü mücadele etmek,

7- Ülkemizde başta eğitim, sağlık ve mühendislik hizmetlerinin, AB müzakereleri, GATS vd. emperyalizme hizmet eden antlaşmalar doğrultusunda değil toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda düzenlenmesini savunmak, bu çerçevede mühendislik hizmetlerinde ‘stajyerlik‘ uygulamaları adı altında gerçekleştirilmek istenen sömürü biçimini reddederek, her türlü sömürüye karşı tüm mühendis, mimar ve şehir plancıları ve diğer emek güçleriyle birlikte mücadele etmek,

8- Kadın mühendis/mimar/şehir plancılarının çalışma yaşamında cinsiyetçi iş bölümünden kaynaklı ucuz iş gücü olarak görülmelerine, meslek dışı iş yapmaya zorlanmalarına, doğum izinleri nedeniyle haksız ücret kesintilerine maruz kalmalarına ve toplumsal baskılar nedeniyle dillendirilemeyen tacizlere ve mobbing gibi uygulamalara karşı mücadele yürütmek,

9- 12 Eylül 1980‘den sonra çıkarılan ve kamu kuruluşlarında çalışan mühendis, mimar ve şehir plancılarının meslek odalarına üye olmalarını zorunlu olmaktan çıkartıp isteğe bağlı hale dönüştüren, TMMOB örgütlülüğünü zayıflatan yasanın iptal edilmesi ve örgütün gasp edilen haklarının yeniden kazanımı için hukuki ve siyasi mücadele yürütmek,

10- TMMOB‘nin meslek örgütü olmaktan kaynaklanan yapısı gereği mühendis, mimar ve şehir plancılarının sınıfsal temelde örgütlenme ihtiyacını karşılama olanağından yoksun olmasından hareketle; tüm emekçilerle birlikte örgütlenmesi için girişimlerde bulunmak,

11- TMMOB bünyesinde çalışan mühendis,mimar,şehir plancıları da dahil olmak üzere, tüm ücretli çalışan mühendis,mimar,şehir plancılarının sendikal örgütlülüğünü savunmak,

tarihsel bir sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır.

Bütün değerlendirmelerin ışığında TMMOB Ücretli ve İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları Ankara Yerel Kurultayı katılımcıları ve Anayasa‘nın 135. maddesinde tanımlanan, 66 ve 85 sayılı KHK ile değişik 6235 sayılı yasa ile kurulan ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu olan TMMOB bünyesindeki ücretli ve işsiz mühendis, mimar ve şehir plancıları olarak, bilim ve mühendislik uygulamalarında toplumsal faydanın ve kamu yararının gözetilmesini esas alan politikalar oluşturacağımızı ve sermayenin siyasal iktidarı ve organlarınca uygulanmak istenen her türlü baskıya karşı, var olan emekten ve halktan yana mücadele geleneğini devam ettireceğimizi bir kere daha vurguluyoruz.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

TMMOB Ücretli ve İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları

Ankara Yerel Kurultayı

Kaynak: ankara.emo.org.tr

9 Kasım 2009 Pazartesi

Mühendislik-Mimarlık Gazetesi Çıktı

Mühendislik-Mimarlık Gazetesi geçtiğimiz hafta üniversitelerin duvarlarını süsledi. İvme-Genç tarafından tasarlanan ve haftalık periyotla çıkarılması düşünülen duvar gazetesi, mühendislik, mimarlık mesleğinin sorunlarını ve ülke sorunları mühendislik, mimarlık öğrencilerinin sorunlarıyla birlikte ele almayı hedefliyor.

İlk sayısında;

yazılarına yer verilirken asılan duvar gazetelerine üniversitelerde ilgi yoğundu.

İvme Duvar Gazetesi 01

İvme Duvar Gazetesi 02

İvme Duvar Gazetesi 03

30 Ekim 2009 Cuma

Güler Zere İçin Açlık Grevi Başladı

24 Ekim 2009 Cumartesi günü İstanbul Okmeydanı Sibel Yalçın Parkı'nda Tecrite Karşı Mücadele Platformu bileşenleri 3 günlük açlık grevine başladıklarını duyurdu. İvme Dergisi adına bir Yayın Kurulu üyemiz de destek amacıyla 3 günlük açlık grevine başladı.

Parkın girişine "Güler Zere ve Hasta Tutsaklar İçin 3 Günlük Açlık Grevindeyiz" yazan bir pankart asan Platform üyeleri girişte duvara bir Güler Zere maketi yerleştirdiler.

"Keyfiyete Son Verin Güler Zere'yi Serbest Bırakın" yazan bir pankart açılan eylemde; "AKP Bürokrasisi Güler Zere'yi Ölüme Terkediyor, Dr. Melek Erkişi Güler Zere'nin Ölüme Terkedilmesinden Sorumludur" yazan dövizler taşındı.

Platform adına basına bir açıklama yapan TAYAD Başkanı Av. Behiç Aşcı; "100 günü geçen zaman içinde insanı hasta eden bürokrasiyi bile işletmemişler, bu konuda özel bir irade ortaya koyarak yazışmaları dahi yapmamışlar, sorulduğunda ise bunu saklamışlardır. Bunu yapmış olsalardı bile herhangi bir engelin bulunmadığı gerçeğiyle yüz yüze geleceklerdi" dedi.

"Güler Zere'ye Özgürlük, Hasta Tutsaklar Serbest Bırakılsın, Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur" sloganlarının atıldığı eylemden sonra parka kurulan çadırların altına geçilerek açlık grevine başlandı.

Eyleme destek vermek için gelen Grup Yorum üyeleri; "Bu direnişte beraberiz, burada türkülerimizi Güler Zere için söyleyelim" diyerek bir dinleti verdiler.

Tülin Aydın, aramızdan ayrılışının 10.Yılında mezarı başında anıldı



23 Ekim 1999 yılında kaybettiğimiz Tülin Aydın, aramızdan ayrılışının 10.Yılında mezarı başında anıldı. İvme Dergisi'nin "Kadriye Tülin Aydın Ölümsüzdür" ve EMO İstanbul Şubesi'nin "Mücadelemize Işık Tutuyorlar" yazılı pankartlarının açıldığı etkinliğe Tülin Aydın'ın akrabaları, İvme Dergisi Yayın Kurulu üyeleri, EMO İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyeleri, EMO İstanbul Şubesi Üyeleri ve mücadele arkadaşlarından oluşan yaklaşık 45 kişi katıldı.
Halıcıoğlu Tokmaktepe Mezarlığı’ndaki mezarı başındaki anma başta Tülin olmak üzere tüm devrim şehitleri için yapılan bir dakikalık saygı duruşu ile başladı. Saygı duruşu sonrasında ailesi adına konuşan kardeşi Timur Aydın ve EMO İstanbul Şubesi adına Selami Yılmaz Tülin’in hayata dair düşüncelerinden ve mücadeleci yapısından bahsettikleri kısa dokunaklı konuşmalarından sonra + İvme Dergisi adına mücadele arkadaşı Mehmet GÖÇEBE Tülin’i hiç tanımayanlar için onun devrimci kişiliği, hayata bakışı, hayattaki konumlanışı ve mücadele anlayışına değindi.Yorum Korosu’nun anmaya katılanlarında eşlik ettiği Tülin’in en sevdiği “Bekle Bizi İstanbul” eserini seslendirmesiyle anma sonlandırıldı.
+ İvme Dergisi adına konuşan Mehmet Göçebe tarafından okunan konuşma metni :
“Bugün burada ölümünün 10. yılında yoldaşları ve dostları olarak bir kavga insanı olan Tülin’i anıyoruz.
Bazı insanların bıraktığı boşluk ne yaparsanız yapın hiçbir zaman doldurulamaz. İşte boşluğu doldurulamayanlardan biriydi TÜLİN.
Onun adı mücadele ile anılır. Çünkü; kaliteli kısacık yaşamı bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesi içinde geçmiştir. Bir gün orada bir gün burada bir gün bir başka yerde, zamanı bir an olsun boşa geçirmeden kavgaya, mücadeleye yeni olanaklar yaratmanın telaşı içindedir o. Gülen gözlerinde halk için, halkın kurtuluşu için mücadelenin ışığı okunur.
Onun adı inançla anılır. Çünkü, yürüdüğü yolda kararlı ve iddialıdır. Haklılığını içleştiren her insan gibi mücadelede tavizsiz ve engel tanımayandır. Kafamızın içindeki engelin yüreğimizdeki korkudan kaynaklandığını en iyi bilenlerdendir TÜLİN. Onun kafası da yüreği de mücadelede çok nettir. O mücadelenin adıdır.
Onun adı bilinçle anılır. Çünkü; sınıfını bilen, tanıyan, sınıfının kurtuluşunun nasıl olacağını, tarihin akışının nasıl değiştirileceğini bilendir. Kendini halkın dışında tutmayan, her zaman ve her yerde halkın yanında yer alan, halkla kol kola giren, omuz, omuza mücadele verendir.
Onun adı örgütlenme ile anılır. Çünkü emekçidir o. Aynı zamanda aydın bir mühendis. Ama Emekçi kimliği mühendis kimliğinin her zaman önünde olmuştur. Tükenmeyen bir sabırla hep kitlelerin içinde öğrenen ve öğreten olmuştur.
Tülin’in adı, fedakarlıktır, dayanışmadır, yardımlaşma ve paylaşımdır.
Onun adı devrimle anılır. Çünkü; devrimcidir. Mücadelenin kime karşı ve nasıl olacağını görendir. Mücadele büyüdükçe fedakarlıkların, bedellerin de büyüyeceğini, sınıf savaşı yükseldikçe daha da öne çıkılması gerektiğini bilendir.
Onun adı, umutla, dostlukla ve yoldaşlıkla anılır. Umudu, dostluğu çevresine taşıyandır. Onuru siyah gözlerinde, yoldaşlığı yüreğinde taşıyandır.
Sen bizim için mişli geçmiş zamanda kalmadın TÜLİN. Çünkü; gelecek kokuyor senin adın. Her zaman yüreğimizde, bilincimizde bizimle berabersin. Haklılığımızı savunduğumuz her eylemde, halkın kurtuluşu için verdiğimiz bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinin her anında yanımızdasın. Mücadeleni, mücadelemiz biliyor, devrimci kişiliğin önünde saygıyla eğiliyoruz.”

6 Ekim 2009 Salı

BASIN AÇIKLAMASINA ÇAĞRI

İnşaat Mühendisleri Odası'nda 3 ve 11 Haziran 2009 tarihlerinde yaşanan olaylarla gün yüzüne çıkan ve TMMOB geneline yayılan devrimci demokrat mühendis ve mimarları tasfiye etmeye yönelik uygulamalar karşısında İVME Dergisi olarak Haziran'dan itibaren pazartesi günleri TMMOB önünde Demokrasi ve Adalet Nöbeti başlatmıştık. Birçok mühendis ve mimarın imzalarıyla destek verdikleri taleplerimizin, TMMOB etkin yönetim anlayışı tarafından yok sayılması ve sonrasında İnşaat Mühendisleri Odası'nın İvme Yayın Kurulu üyelerine karşı başlattığı soruşturma terörü, mücadelemizin haklılığını bir kez daha ortaya koydu. Pazartesi günleri TMMOB önünde başlayan direnişimizi geçtiğimiz ay bu soruşturma terörü karşısında salı günleri de İMO önüne taşımış ve haftada iki güne çıkartmıştık.
TMMOB ve İMO yöneticileri iki aydır binalarının önünde demokrasi nöbeti tutan üyelerinin taleplerini görmezden gelmektedir. Bu iki aylık süre zarfında birçok meslektaşımızın bizlere verdikleri destek ve örgüt içi demokrasi talebimiz hala kulak arkası edilmektedir. Bu nedenle TMMOB ve İMO önünde Pazartesi ve Salı günleri tuttuğumuz demokrasi nöbetini Pazartesi, Salı ve Çarşamba olmak üzere haftada üç güne çıkarıyoruz.
Değerli basın emekçilerini ve kamuoyunu bu konu ile ilgili yapacağımız basın açıklamasına davet ediyoruz.

Yer: TMMOB Önü (Selanik Cad. No:19/1 Kızılay Ankara)
Tarih: 24 Ağustos 2009 Pazartesi
Saat: 12.30

28 Eylül 2009 Pazartesi

Depremi Felakete Dönüştüren Kapitalizmdir

İvme

“Sesimi duyan var mı?” diye haykırıyordu enkaz altında kalanlardan birisi tam 10 yıl önce. Tam 10 yıl önce kâr hırsının, vurgunculuğun, rüşvetçiliğin kucağına terkedilmiş bir halk sadece 45 saniye süren 7.4'lük bir deprem sonucunda 40.000’den fazla can verdi bu topraklarda. Sayısız acılar, yokluklar, sıkıntılar yaşandı sonrasında. Bu büyük felaketin ardından insanlar yaralarının sarılmasını beklerken devletten, devlet resmi rakamlardaki ölü sayısını düşürerek, doğacak tepkileri kontrol altına alma yoluna gitti. Öncelik sistemin bekasıydı.

1999 yılı itibariyle resmi kayıtlara 18.243 insanımızın öldüğü, 48.901 insanımızın yaralandığı, 376.379 konut ve işyerinin hasar gördüğü geçti. Depremin üzerinden 10 yıl geçmiş olmasına rağmen devlet gerçekleri kendi halkından saklamakta hiçbir sakınca görmemektedir hâlâ. Devletin deprem sonrasında sadece Kocaeli’ne gönderdiği yardım eli adı altındaki kanlı elinde 50 bin adet ceset torbası bulunmaktadır. Bu sayı bile depremde hayatını kaybedenlerin sayısının açıklanandan çok daha fazla olduğu gerçeğini gözler önüne sermektedir.

Depremin üzerinden 20 saat geçmişti ve hükümet hâlâ Bakanlar Kurulu'nu toplamamıştı. Halk canını dişine takıp ölülerini enkaz altından çıkarmaya, yaralılarını kurtarmaya çalışırken egemenler, emperyalizmin talepleri doğrultusunda "Uluslararası Tahkim Yasası"nı çıkarmakla uğraşıyorlardı. Bu da devletin kimin devleti olduğunu apaçık gösteriyordu.

Gerçekler bir tek bununla da sınırlı değildir üstelik. Birilerinin her durumdan yararlanarak cebini hep daha fazla doldurması üzerine kurulu sistem, bu büyük felaketi büyük bir fırsata çevirmekte geç kalmamıştır. Depremzedeler için toplanan yardım paralarının %60’ı sistemin açıklarını kapatmak için kullanılmış, depremzedeler çadırlarda unutulmuş, deprem sonrası uluslararası yardımlarla yapılan konutlara yerleşen depremzedeler evlerinden çıkarılmaya çalışılmıştır. 17 Ağustos depremi sonrasında Saddam Hüseyin’in desteğiyle depremzedelerin kullanması için yaptırılan konutlardan depremzedelerin polis zoruyla atılması ve buraların bürokratlara tahsis edilmesi bunun yakın zamandaki örneklerinden biridir. Deprem bahane edilerek konut alanlarını sermayenin çıkarları uyarınca yeniden düzenleyen kentsel dönüşüm adlı rantsal bölüşüm projelerinin hayata geçirilmeye çalışılması ve gecekondu yıkımlarının hızlandırılması ise onbinlerce insan yaşamına mal olmuş deprem üzerinden para kazanmanın diğer bir boyutudur.

Yaşanan acılara hep yenileri eklenmiştir. O keşmekeşte tüm bunlar yapılırken, bir yandan da birkaç tane günah keçisi bulunmuş, yaşanan tüm acıların sorumlusu ilan edilmiş, böylelikle sistem kendi sorumluluğunu halkın belleğinden silmeye çalışmıştır. Bu dönemde açılan 2100 davanın sadece 30 kadarı ceza ile sonuçlanmış, onlar da zaman aşımı kılıfıyla kurtarılmıştır. Veli Göçer'e dava açanların Veli Göçer'in avukat parasını ödemek zorunda bırakılması, kapitalizmin hukuk ve adalet anlayışını net olarak ortaya koymaktadır.

Ülke topraklarının % 93’ünün aktif deprem kuşağında olmasına ve nüfusumuzun % 98’ini tehdit eden depremselliğe rağmen sadece 19 ili kapsayan 4708 sayılı yapı denetimi kanunu çıkarılarak denetim mekanizması, müşterisi müteahhit olan yapı denetim şirketlerine terkedilmiştir. Devlet kendi yapması gereken denetleme işini piyasaya devrederek hem kamusal sorumluluğu üstünden atmaya hem de kamusal hizmet alanlarını özelleştirmeye çalışmaktadır. Çıkarıldığı haliyle bu yasa beklentilere cevap vermekten çok uzaktır. Bugün itibariyle kimi firmalarda denetçi mühendislere asgari ücret düzeyinde maaş ödenip 30 bin metrekareden daha fazla denetleme alanının sorumluluğu yüklenmektedir. Bu konuda başka bir sıkıntı da büyük inşaat firmalarının kendi yapı denetim firmalarının bulunmasıdır. Dolayısıyla denetleme ve denetlenme süreçleri bu tür firmalarda bir prosedürden öteye geçmemektedir.

Devletin depremden sonra yaptığı en büyük icraat ise deprem vergisi olmuştur. 2009 yılı Haziran ayına kadar toplanan toplam 24,1 milyar lira deprem vergisinin yılsonunda 27,2 milyarı bulacağı ifade edilmektedir. Peki, toplanan bu kadar parayla devlet ne gibi tedbirler almış, ne tür yatırımlar yapmıştır? Bayındırlık Bakanlığı verilerine göre yaklaşık 80 bin civarında olan kamu binalarının sadece 4000’inin deprem analizinin yapıldığı ve büyük bir kısmının risk taşıdığı açıklanmış olup bu binaların sadece 764’ünün güçlendirildiği bilindiğine göre deprem vergisi ile toplanan paralara ne olmuştur? Bugün itibariyle neredeyse 400 bin konut sınırını zorlayan devlet müteahhidi bir TOKİ varken, neden büyük bir depremin öngörüldüğü ülkemizde hiçbir tedbir alınmamaktadır? Toplanan deprem vergilerinin 17 Ağustos depreminin zararını fazlasıyla karşılayacağı aşikâr bir durumdur. Anlaşılan o ki toplanan bu paraların büyük bölümü yine sistemin açıklarını yamamakta kullanılmıştır. Basında boy boy demeçler vererek sanki bir muştuyu iletircesine ‘deprem sonrasına hazırlıklıyız’ diyenler, sanırız deprem sonrası için yeterli miktarda ceset torbasını depoladıklarını ima etmektedirler. Hem toplanan deprem vergilerinin akıbetinin belirsizliği, hem de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin sadece bahara hazırlık adı altında ayırmış olduğu 100 milyon dolarlık bütçe ile 750 adet okulun güçlendirmesinin yapılabileceği gerçeği göz önüne alındığında, insan hayatı bir mevsimlik bile ömrü olmayan lalelerin hayatından daha değersiz kalıyor maalesef.

Diğer taraftan yapılanları bir kenara koyup yapılacaklardan medet umanlara hatırlatalım: Bakanlar Kurulu’nun 01.07.2006 gün ve 26215 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, önümüzdeki 7 yılın temel hedeflerinin belirlendiği (2007-2013) Dokuzuncu Kalkınma Planı’nda afete karşı hazırlık ve afet zararlarıyla mücadele sürecine yer verilmemiştir. Yani özetle her sene yaşanan doğal afetlerin GSMH’nın en iyimser tahminle %3 ve üstünde bir kısmına denk bir zarar verdiği bilindiği halde, devletin geçmişte almadığı gibi gelecekte de afetler ve felaketlerle ilgili hiçbir tedbir almayacağı gözükmektedir. Bu gerçek bu kadar yalınken, hâlâ sistemden depreme ve diğer afetlere karşı tedbir almasını beklemek gerçeklere gözlerini kapatmaktır. Çözüm, zorlayıcı olmaktan, daha doğrusu örgütlülükten ve doğru, kararlı bir mücadele anlayışından geçmektedir. Her felaket ertesinde birilerini günah keçisi ilan etmek ve cezalandırmak çözüm sağlamaz. Çözüm halkın yaşamına, geleceğine sahip çıkan kararlı bir mücadele anlayışıyla elde edilecektir.

Bugün itibariyle üzülerek söylüyoruz ki kimi meslek odaları da bu süreçte yanlış yerde durmaktadırlar. Özellikle İnşaat Mühendisleri Odası yönetimi deprem konusunu, yıllardır temcit pilavı haline getirdiği ama İvme Dergisi’nin kararlı mücadelesi sonucu bir türlü uygulamaya koyamadığı “yetkin mühendisliği” hayata geçirebilmek için kullanır durumdadır. Her 17 Ağustos’ta bu konuya değinmeden geçmemeyi gelenek haline getirmiştir. Yeni mezun mühendislere 5 yıl süresince stajyerlik öngören yetkin mühendisliğin mühendislerin geçim standardını yükselterek imzacı mühendisliği ortadan kaldıracağını iddia etmek en iyimser yaklaşımla imzacı mühendisliği yaratan koşulları analiz etmekten aciz olmak anlamına gelmektedir. Maalesef İMO yönetim anlayışı depremin yıkıcı etkisinin büyüklüğünü birinci derecede, kalitesiz mühendislik çalışmalarına ve de dolayısıyla kendi meslektaşlarının sırtına yükleyerek asıl suçluyu yani sistemi perde arkasında bırakmaktadır.

Türk Müteahhitler Birliği’nin deprem raporunda ‘… yapı denetimi ve sigortası, mesleki yetkinlik ve akreditasyon …’ diyerek yöneticilerinin büyük çoğunluğunu müteahhitlerin oluşturduğu İMO ile aynı çözümü önermesi tüm gelişmelerden sonra artık bizi şaşırtmamaktadır. Öte yandan başta İMO olmak üzere yapı alanında faaliyet yürüten odaların, daha çok rant elde etme uğruna malzemeden çalan veya buna göz yuman ve bu sebeple binaların yıkılmasında sorumluluğu olan hiçbir meslektaşa dönük soruşturma bile açmamış olması etik dışı davranışları cesaretlendirmekte, bu yanıyla depremlerde aynı sebeplerden kaynaklanacak ölümlerin sorumluluğunun bir bölümünü de odalara yüklemektedir.

Evet, depremin üzerinden tam 10 yıl geçti. Deprem öncesi ve sonrasında yaşananlar, yapılanlar, yapılmayanlar, tüm gelişmeler sistemin gerçek yüzünü göstermede bir turnusol görevi görmüştür. Deprem gibi her doğal afet sonrasında gerçek suçluların perde arkasında tutulması, doğal afetlerle mücadelenin sadece kağıt üstünde kalması, yaşanan felaketlerin önüne geçmek yerine onlardan nasıl faydalanırım anlayışının egemen olması, suçlulardan hesap sorulmaması maalesef kanıksanır bir durum olmuştur. Bilinmelidir ki unutulan her acı, hesabı sorulmayan her sorumsuzluk yeni acılar, yeni felaketler, yeni sıkıntılar demektir. Görmezden gelmek suça ortak olmak demektir. İşte o yüzden biz 17 Ağustos’u hiç unutmadık, unutmayacağız ve de en önemlisi unutturmayacağız. Yeni 17 Ağustosların yaşanmaması için mücadelemizi sürdüreceğiz.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
Artı İVME

25 Eylül 2009 Cuma

İMO Önünde Demokrasi Nöbeti Devam Ediyor

İvme Dergisi'nin İMO önündeki Demokrasi Nöbeti devam ediyor. 18 Ağustos Salı günü İvme okurları, İMO'daki antidemokratik süreci anlatan bildiri dağıtımına İMO önünde devam ettiler. Yazın en sıcak günlerinde bile haklılığına olan inançla mücadelesini aralıksız sürdüren İvme, meslektaşlarını bilgilendirmeyi sürdürüyor ve örgüt içi demokrasi talebinde ısrar ediyor.

18 Ağustos İMO Önü 2

TMMOB Önünde 8. Hafta

17 Ağustos TMMOB Önü 1

28 Haziran' da TMMOB önünde basın açıklaması yaparak başlattığımız kampanyamız 8. haftasına girdi.
TMMOB tarihinde ilk defa yaşanılan devrimci-demokrat mühendislere yapılan siyasi linç girişimini sona erdirmek ve TMMOB içerisinde uygulatılmaya çalışılan tasfiye sürecini boşa çıkarmak amacıyla başlattığımız kampanyamız her pazartesi olduğu gibi bu pazartesi de TMMOB önünde devam etti. Antidemokratik uygulamaların bir parçası olarak uygulanan İMO'daki soruşturma terörü ile ilgili kaleme aldığımız 28 nolu açıklamamız ve TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu'na vermiş olduğumuz soruşturmalara yanıt metnimiz dağıtıldı. Taleplerimiz doğrultusunda toplamış olduğumuz meslektaşlarımızın imzaları ise kampanyamıza olan desteği arttırdı.

17 Ağustos TMMOB Önü 2

17 Ağustos TMMOB Önü 3

Demokrasi Nöbetimizin 7. Haftasında 11 Ağustos Salı Günü İMO Önündeydik

11 Ağustos İMO Önü 1

"TMMOB'de Demokrasi İstiyoruz" adıyla başlattığımız kampanyamızın 7. haftasında 11 Ağustos Salı günü bir kez daha İMO önündeydik. Doğru bilgiye ulaşmanın sorunların çözümü açısından en temel gereksinim olduğunu savunan bizler, bu ilke ile temellendirdiğimiz kampanyamızı, mücadeleye olan inancımızla İMO önünde de sürdürmeye devam ediyoruz.

Yaşadığımız antidemokratik süreç boyunca sürdürdüğümüz haklı mücadelemiz artarak sürerken birçok meslektaşımız da taleplerimizi doğru buluyor ve imzalarıyla destek oluyor. Devrimci, demokrat mühendislerin kapılarının önünde tuttukları nöbete karşı TMMOB ve İMO etkin yönetim anlayışlarının suskun tavrı ise değişmiyor. Bu tavırlarıyla sorunları çözmek istemedikleri de bir kez daha gözler önüne seriliyor.

11 Ağustos İMO Önü 2

11 Ağustos İMO Önü 3

TMMOB Önündeki Demokrasi Nöbetimiz 7. Haftasında

10 Ağustos TMMOB Önü

+iVME Dergisi yayın kurulu üyeleri TMMOB içinde devrimci demokrat mühendislerin tecrit ve tasfiye edilmesi politikalarına dur demek için 7 haftadır TMMOB önünde "TMMOB'de Demokrasi İstiyoruz" diyorlar.

TMMOB önündeki demokrasi nöbetinin 7. haftasında +İvmecilerin talepleri yine aynıydı:
" - İMO’ daki tüm süreçle ilgili tarafsız bir araştırma komisyonunun kurulmasını,
- Bu süreçle ilgili gerçeklerin tüm devrimci demokrat kamuoyuna açıklanmasını,
- Örgüt içi demokrasiyi tartışmak üzere TMMOB demokrat üye toplantısının yapılmasını istiyoruz"

İnşaat Mühendisleri Odası'nda yaşananların yalnızca +İvme Dergisi'nin değil, örgütün tüm demokrat üyelerinin sorunu olduğunun bilinciyle şekillendirilen bu taleplerimizi bu hafta da TMMOB önünde mühendis mimarlara aktarmaya, örgüt içi demokrasi sorununun elbirliğiyle çözüm gerektirdiğini anlatmaya çalıştık.

Meslektaşlarımızın imzalarıyla destek verdiği bu talepleri, TMMOB yönetimi ise, bu hafta da duymadı.

10 Ağustos Önü TMMOB Önü2

10 Ağustos TMMOB Önü 3

İMO Önündeki Demokrasi Nöbetimiz Devam Ediyor

4 ağustos İMO Önü

İvme Dergisi okurları "TMMOB' de Demokrasi İstiyoruz" kampanyası kapsamında"Örgüt İçi Demokrasinin İşletilmesi" "İMO'daki Soruşturma Terörüne Son" talepleriyle 4 Ağustos Salı günü de İMO önündeydi.

İMO da yaşanan olaylarla ilgili olarak İMO Yönetimi 2'si İvmeci olan 3 Genç-İMO üyesini üyelikten sorgusuz süalsiz çıkartmış, ikisi İstanbul'da, biri Libya'da ikamet eden beş İMO üyesi İvmeci hakkında ise sıkıyönetim savcılarının iddianamesini aratmayan iddialarla soruşturma açmıştı.

İMO yönetiminin devrimci, demokrat mühendislere dönük tasfiye hareketini boşa çıkartmak ve anti demokratik uygulamalarını teşhir etmek için İMO önünde "İMO daki Soruşturma Terörüne Son" başlıklı İvme'nin 28 Nolu açıklaması dağıtıldı, meslektaşlarımız bilgilendirilerek onlardan destek alındı.

4 Ağustos İMO Önü 2


Feshedilen Bartın İKK'lı Mühendisler Mücadelelerine Devam Ediyor

Bartın Sel Baskını 2

12 Ekim 2008 tarihindeTMMOB Yönetim Kurulu'nun almış 122 nolu kararla feshedilen Bartın İKK'lı mühendisler Mücadelelerine devam ediyor.

Hatırlanacağı gibi Bartın İKK, HEMA Endüstri AŞ'nin açacağı termik santrale karşı Bartın halkının büyük bölümünü bir araya getirerek önemli bir mücadele ortaya koymuş ve kazanımlar elde etmişti. İvme Dergisi'nin 6. sayısı, TMMOB'nin geçmişteki mücadele çizgisini yaşatan ender İKK'lardan olan Bartın İKK ile ilgiliydi. Bartın İKK'lı mühendisler mücadelenin sıfatlarla, yetkilendirmelerle olmayacağını, sahada halkın içinde olması gerektiğini de somut olarak ortaya koyuyor.

DEVLET SIRRI AÇIKLANDI

Devlet, 'devlet sırrı'nı açıkladı: 'Bartın'ı selden kurtarmak için 57 milyon dolar harcandı.' Altı aydır bu yanıtın peşinde olan Bartın Kent Konseyi üyeleri şaşkın: 'İyi de bu para nereye gitti?'

SERKAN OCAK

Bartın, 11 yıl aradan sonra yine su altında kalırken, ‘Bartın’ı selden korumak için’ 57 milyon dolar harcandığı anlaşıldı.
Bartın Kent Konseyi üyeleri “Sellere karşı için diye proje başlatılmıştı. Ne oldu?” diye sormuş, Başbakanlık Bilgi Edinme ve Değerlendirme Kurulu “Devlet sırrıdır” diyerek konseye bilgi vermemişti. O bilgi, Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan geldi. Kent Konseyi, sular altında kalan Bartın için 57 milyon dolar harcandığını duyunca ‘dehşete düştü.’
11 yıl önce: Bartın’da sel felaketi meydana geldi. Devlet, halkı selden korumak için Bartın Karadeniz Sel Bölgesi Taşkın Koruma Altyapısının Onarım ve geliştirmesi İşi (TEFER) projesini geliştirdi.
Aradan 11 yıl geçti. Bartın Kent Konseyi’ne bağlı mühendisler, altı ay önce meraklanıp “Ne oldu bu proje” diye yazışmalara başladı. Konsey altı ay süren yazışmalardan istediği sonucu alamadı. Bu sırada 15 Temmuz’da kenti bir kez daha sel alınca yanıt almak için bastıran Kent Konseyi üyeleri Başbakanlık Bilgi Edinme ve Değerlendirme Kurulu’ndan gelen yanıtla şaşkına döndü: “Proje devlet sırrıdır.”
Radikal durumu, 30 Temmuz’da ‘Bartın’ı sel bastı’ diyen haindir!’ başlığıyla duyurdu.
Haberin Radikal’de yayımlandığı gün yeni bir gelişme daha yaşandı. Kent Konseyi üyesi mühendislerden Ayşe Sevtap Uzun 3 Haziran 2009’da Devlet Su İşleri’ne (DSİ) yazdığı dilekçesine cevap aldı. Çevre ve Orman Bakanlığı DSİ Genel Müdürlüğü Etüd ve Plan Dairesi Başkanlığı, 27 Temmuz tarihini taşıyan cevap yazısında şu ifadeler yer aldı:
Bartın Karadeniz Sel Bölgesi Taşkın Koruma Altyapısının Onarım ve geliştirmesi İşi (TEFER) kapsamında bulunan işlere 1999 yılında başlanmış ve bu kapsamda yapımı öngörülen çalışmalar 57 milyon ABD doları kullanılarak 2003 yılında tamamlanmıştır. Bugün için TEFER kapsamında yapılan çalışma bulunmamaktadır. Öte yandan Bartın Çayı taşkınlarının kontrolü maksadıyla kuruluşumuz tarafından yapımı önerilen ve inşaatı halen devam eden Kirazlıköprü Barajı ile planlama aşamaları tamamlanmış olan Kozcağız Barajı, Arıt Barajı ve Kışla Sel Kapanı tesisleri bulunmaktadır. Bu tesislerin tamamlanması halinde Bartın Çayı’ndan kaynaklanan taşkın riski büyük ölçüde azalacaktır.”
Yani ‘halkın selden koruması için’ yapılan projeye 57 milyon dolar harcanmış, proje, son selden altı yıl önce ‘2003’te tamamlanmıştı.’
Bartın Konseyi üyesi mühendisler şimdi şunu soruyor: “Bu kadar para harcandı neden hâlâ Bartın’ı sel alıyor. Görünürde sadece iki köprü var. Paralar nereye gitti?”

‘Dürüst vatandaşın görevi’
Bartın Kent Konseyi üyesi Ziraat Mühendisi Ayşe Sevtap Uzun kararlı: “Bu rakamı görünce dehşete düştük. Bartın’da yaşayan mühendisler olarak TEFER projeleri kapsamında 57 milyon dolarlık iş yapılmadığını düşünüyoruz. Bu kaygıları düşündüğümüz için projeleri istiyoruz. Ancak proje devlet sırrı kapsamına alındı. Mahkeme yoluyla da olsa, 57 milyon dolarlık ne iş yapıldığını öğrenip, yapılan uygulamaların, düzgün yapılıp yapılmadığını açıklayacağız. Çünkü bu para, ülkemiz adına, Bartınlılar adına harcanmış bir paradır, paranın nereye harcandığını öğrenmek biz dürüst yurttaşlara düşmektedir.”
Radikal de 57 milyon doların nereye harcandığını DSİ’ye sordu. DSİ’nin üç sayfalık cevabında 57 milyon dolarla ilgili tek satır yer almazken, ‘taşkın zararı’ şöyle açıklandı: “Bartın Çayı, Kozcağız Çayı ve birleşim noktalarında yatak kesitlerine yapılan müdahaleler, çay yataklarındaki ağaçların akış rejimini bozması, rusubat ve ağaçların köprü ayaklarını tıkaması taşkının etkisinin artmasına sebep olmuştur.” Açıklama şöyle devam etti: “... Şiddetli yağışlar sonucunda oluşan taşkında TEFER kapsamında inşa edilen tesislerde bir hasar meydana gelmemiş, tesislerin bulunduğu yerlerde taşkın problemi yaşanmamıştır. TEFER kapsamında ‘Bartın Taşkın Koruma Yapılarının 100 Yıllık Taşkına Göre Rehabilitasyonu Projesi’ adı altında üç paket halinde proje hazırlanmış ancak bu projelerin iki paketi ihale edilmiş ve tamamlanmıştır...”

‘Kamulaştırma yapılacak’
DSİ’nin, Ayşe Sevtap Uzun’a yazdığı cevapta, projenin 2003’te tatamalandığı belirtiliyordu. Ancak Radikal’e verilen cevapta, projenin ‘Devlet sırrı’ statüsüne alınma nedenlerinden biri olarak ‘Projede inşaatı gerçekleşmemiş güzergâhta ‘kamulaştırma’ işlemlerinin yapılacak olması...’ gösterildi.
DSİ, Başbakanlık Bilgi Edinme ve Değerlendirme Kurulu’nun verdiği ‘devlet sırrı’ kararıyla ilgili diğer gerekçeleri şöyle sıraladı:
“... Proje sahası içerisinde Bartın Deniz Üs Komutanlığı tesislerinin bulunması... Söz konusu alanda SİT alanlarının bulunması...”

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&Date=&ArticleID=948150

Bartın Sel Baskını 3

Resimler:

24 Eylül 2009 Perşembe

TMMOB Önünde 6. Hafta

- İMO’ daki tüm süreçle ilgili tarafsız bir araştırma komisyonunun kurulması
- Bu süreçle ilgili gerçeklerin tüm devrimci demokrat kamuoyuna açıklanması,

- Örgüt içi demokrasiyi tartışmak üzere TMMOB demokrat üye toplantısının yapılması

talepleriyle başlatmış olduğumuz “TMMOB’de Demokrasi İstiyoruz” kampanyasının 6. haftasında da yine TMMOB önündeydik. İMO yöneticileri tarafından İvme Yayın Kurulu üyelerine açılan ve sıkıyönetim mahkemelerini aratmayan soruşturma ile ilgili yayımlanan 28 Nolu açıklama meslektaşlarımıza ve halkımıza dağıtılırken destek imzaları da toplandı.Kendilerine demokrat misyonu biçen yöneticiler tarafından açılan soruşturmaların birçok meslektaşımızı şaşırtmaması ise kayda değer bir başka noktaydı.

Buradan bir kez daha TMMOB yöneticilerini örgüt içi demokrasiyi işletmeye ve gerçekleri açıklamaya çağırıyoruz. Emekten, halktan adaletten yana, mücadeleci bir TMMOB’nin yaratılmasının ancak ve ancak demokratlık söylemlerinin pratiğe geçirilmesiyle mümkün olabileceğini bir kez daha belirtiyoruz.

3 Ağustos TMMOB Önü 2

3 Ağustos TMMOB Önü 4

23 Eylül 2009 Çarşamba

İVME, İMO'nun "Yeni" Yetkinlik Belgelendirme Yönetmeliği'nde 2. Kez Yürütmeyi Durdurma Kararı Aldı

Yaetkin Mühendislik Yürütmeyi Durdurma 1

Yetkin Mühendislik Yürütmeyi Durdurma 2

Yetkin Mühendislik Yürütmeyi Durdurma 3

Mühendislik Mimarlık ve Planlamada +İVME Dergisi’nin Haziran 2006’da yayınladığı ilk sayısının dosya konusu Yetkin Mühendislik olmuştur. Bu sayıda ABD’deki “profesyonel mühendislik” uygulamasının birebir kopyası olan yetkin mühendisliğin iddiaların aksine ülkemizin ihtiyaçlarından doğmadığı, Hizmet Ticareti Genel Sözleşmesi (GATS) ve AB Uyum Süreci’nin mühendislik emeği üzerindeki denetim mekanizmalarından biri olarak gündeme geldiği, bu anlamda emperyalizmin bir politikası ve dayatması olduğu ortaya konmuştur. Mühendislik eğitiminin ve icrasının mevcut sorunlarına çözüm getirmeyecek olan bu uygulamanın özellikle genç mühendisleri ucuz emek gücü haline getireceğini belirten İvme Dergisi, genç meslektaşlarımızın sırtından rant sağlama çabasına girişen herkesin karşısınİvmeda olacağını açıklıkla ifade etmiştir.

Bu sözünün gereği olarak İvme Dergisi, Yetkin Mühendislik konulu bir kampanya düzenleyerek birçok ilde mühendisleri ve öğrencileri bu konuda bilgilendirmiştir. Ayrıca TMMOB içinde de bulunduğu her platformda yetkin mühendislik konusunu gündeme getirmiş, yetkin mühendisliğe karşı güçlü bir karşı çıkış örgütlemeye çalışmıştır.

İvme’nin yetkin mühendisliğe karşı tavizsiz mücadelesinin bir ayağını da hukuksal mücadele oluşturmuştur. İnşaat Mühendisleri Odası’nın Yetkin İnşaat Mühendisliği Yönetmeliği’ne karşı dergimiz adına yayın kurulu üyemiz İnş. Müh. Ercan Atalay’ın açtığı davada Danıştay 8. Dairesi 6 Kasım 2007’de oybirliği ile yürütmeyi durdurma, 18 Kasım 2008’de ise iptal kararı vermiştir.

Bunun üzerine İnşaat Mühendisleri Odası mahkeme kararını tüm hüküm ve sonuçlarıyla ciddiye almak yerine, söz konusu kararın etrafından dolaşma yolunu seçmiş ve Yetkinlik Belgelendirme Yönetmeliği adında yeni bir yönetmelik hazırlamıştır. Bu yönetmeliğin Yetkin İnşaat Mühendisliği Yönetmeliği’nden tek farkı adı olmuştur; içerik açısından iki yönetmelik arasında gözle görülür bir değişiklik yer almamış, yalnızca aynı olgular farklı biçimlerde ifade edilmiştir.

İvme Dergisi 15 Şubat 2009 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren bu yönetmeliğe karşı da 16 Nisan 2009 tarihinde dava açmıştır. Dergimiz adına yayın kurulu üyemiz İsmail Ozan Demirel’in açtığı davada Danıştay 8. Dairesi yine yürütmeyi durdurma kararı vermiştir.

Kararın gerekçesi “Dava konusu Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği İnşaat Mühendisleri Odası Yetkinlik Belgelendirme Yönetmeliği ile “üyelerin temel bilgilerine ve mesleki deneyimlerine dayanan yetkinliklerin belirlenmesi ve belgelenmesi yoluyla, deprem ve diğer afet zararlarının azaltılması başta olmak üzere, inşaat mühendisliğinin bütün alanlarında toplum yararına, çağdaş tekniklere ve etik ilkelere uygun, üstün nitelikli ve güvenilir mühendislik hizmetlerinin sunulmasına ve bu kriterlerle ilgili yanlış uygulamaların önlenmesine yönelik gelişmelere katkıda bulunmak” amaçlanmış ise de; mühendislik mesleğinin niteliği, mühendis ve yüksek mühendis gibi unvanların neler olduğu ve bunların kimler tarafından kullanılacağı, ayrıca meslek alanında lisans eğitimi sonrasındaki yüksek lisans, doktora, doçentlik, profesörlük gibi aşamalar ilgili düzenlemelerin yukarıda açıklanan 3458 ve 2547 sayılı Yasalarda düzenlenmiş olması karşısında, anılan Yasa hükümlerinin verdiği açık bir yetkiye dayanmayan ve anılan yasal düzenlemelerde yer alan tanımları aşar bir şekilde yeni tanımlar ve düzenleme getiren dava konusu Yönetmelikte yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmamaktadır” olarak ifade edilmiştir.

Meslektaşlarımızı sermayenin ucuz işgücü haline getirecek olan yetkin-yetkili mühendislik uygulamalarına karşı mücadelemiz sürecektir.

İvme İMO Önünde Soruşturmaları Protesto Etti.

İMO Önünde de Demokrasi Nöbeti Başladı

İVME Dergisi çalışanları 28 Temmuz 2009 günü saat 12.30'da İMO önünde 'İMO'da SORUŞTURMA TERÖRÜNE SON, TMMOB ve İMO'da DEMOKRASİ İSTİYORUZ' diyerek bir basın açıklaması gerçekleştirdi. 'Baskılar Soruşturmalar Bizi Yıldıramaz', 'Soruşturma Terörüne Son', Sıkıyönetim Değil Demokratik TMMOB İstiyoruz', Mühendisiz Mimarız Haklıyız Kazanacağız', 'Adalet İstiyoruz', 'Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz', TMMOB'de Demokrasi İstiyoruz' sloganlarının atıldığı eylemde, açıklamayı Artı İVME Dergisi adına İlhan KAYA okudu.

Açıklamada bugüne kadar yaşanan süreç, İvme Dergisi çalışanlarına saldırılar ve soruşturmalar anlatılarak bunlara son verilmesi çağrısında bulunuldu. Açıklamada, her hafta Pazartesi günleri TMMOB önünde tutulan nöbetlere ek olarak her hafta Salı günleri İMO önünde Demokrasi Nöbeti başlatacaklarını belirttiler. İvme dergisi çalışanları açıklamadan sonra soruşturmaları konu alan 28 Nolu açıklamalarını dağıtarak imza metnine destek istediler ve ilk nöbetlerini akşam saatlerine kadar tuttular.
İmza metnine destek için:
http://www.tmmobdedemokrasiistiyoruz.com

Resimler:

İvme'den İMO'daki Soruşturmalara Yanıt

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kuruluna

13.07.2009 tarihinde +İvme Dergisi yayın kurulu ve İnşaat Mühendisleri Odası üyesi beş arkadaşımıza Halim Karan imzasıyla gönderilen yazıdan, +İVME Dergisi tüzel kişiliği ile yürüttüğümüz faaliyetler hakkında yayın kurulu üyelerimizi sorgulayarak, kararını önceden aldığınız bazı sonuçlara ulaşmak istediğiniz anlaşılmıştır. Sorgulama adı altında yazılan bu yazıda, doğrudan dergimizin yayınları ve açıklamaları sorgulanmaya çalışıldığından, Yönetim Kurulunuzun tarafımızca uyarılması zorunlu duruma gelmiştir.

Bu yazınızı değerlendirmeden önce bazı yönetmelik ve yasa maddelerini hatırlatarak, hukuk anlayışınızın geldiği noktayı saptamak gerekmektedir:

TMMOB Disiplin Yönetmeliği

Madde 12 - Disiplin işlemleri soruşturma ve kovuşturma olarak iki bölümdür. Disiplin kovuşturmasına yer olmadığına ya da Onur Kuruluna sevk edilmesine karar verilebilmesi için Oda Yönetim Kurulu tarafından ilk incelemenin ya da soruşturmanın yapılmış olması gerekir. Disiplin soruşturma ve kovuşturmalarında ilgiliye, kendisine yöneltilen suçun açık ve yazılı olarak bildirilmesi, yazılı savunmasının istenmesi ve bu savunma için 15 (onbeş) günlük bir süre tanınması zorunludur.

Madde 17 - Soruşturmacı, hakkında soruşturma açılan kişiye suçlamayı açık ve anlaşılır bir biçimde yazılı ve gizli olarak tebliğ eder ve tebliğinden itibaren 15 (onbeş) gün içinde yazılı açıklamada bulunmasını ister. Soruşturmacı, hakkında suçlamada bulunulan kişiden savunmasını isterken, soruşturmacı olarak atandığına dair Yönetim Kurulu kararının içeriği hakkında bilgi vermek zorundadır.

Anayasa

Madde 25 - [Düşünce ve kanaat hürriyeti] Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.

Madde 26 - [Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti] Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

AİHS md. 6/2 - Bir suç ile itham edilen her şahıs suçluluğu kanunen sabit oluncaya kadar masum sayılır.

Cenevre Sözleşmesi

Madde 6/2 (f) Hiç kimse kendi aleyhine tanıklık etmeye ya da suçlu olduğunu itiraf etmeye zorlanamaz.

Bu yasa ve yönetmelik maddeleri ile tarafınızca yürütülen soruşturmaya ilişkin metin yan yana konduğunda, TMMOB yönetmeliklerini uygulamak da dahil olmak üzere, tutarlı bir hukuk anlayışınız olmadığı gibi, hukuka saygı duymak gibi bir kaygınızın da olmadığı ortaya çıkmaktadır. Yayın kurulu üyelerimize gönderilen metnin daha ilk cümlesindeki “saldırıyı gerçekleştirenler arasında bulunan” ifadesinden, henüz soruşturma sonuçlandırılmadan bir hüküm oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Yani suçu kanıtlanıncaya kadar herkesin masum olduğu biçimindeki temel hukuk ilkesi bile, daha yazının ilk cümlesinde çiğnenmiş durumdadır.

Bu şekilde bir hukuk dışı hüküm oluşturduktan sonra, TMMOB Disiplin Yönetmeliğinin 12. ve 17. maddelerinde yer alan “kişiye yöneltilen suçun açık ve anlaşılır biçimde bildirilmesi” hükmünü önemsemeniz ise zaten şaşırtıcı olurdu. Önyargılarınızla oluşturduğunuz hükümlere ulaşmak üzere hazırlanan ve aslında dergimizin tüzel kişiliğini sorgulamaya çalıştığınız bu metinde, kişilere neyle suçlandığını yazmayı “unuttuğunuz” görülmektedir.

Ayrıca yönetim kurulu tarafından alınan kararın içeriği hakkında bilgi verme zorunluluğu duymayarak, TMMOB Disiplin Yönetmeliğinin 12. ve 17. maddelerini açık olarak ihlal etmiş olmanız, tam da TMMOB ve İMO etkin yönetim anlayışına yakışan bir tutum oluşturmaktadır.

Öte yandan, 3 Haziran 2009 tarihinde yapılan toplantı, İMO Ank. Şb.’nin resmi bir organı olmayan ve yalnızca demokrat üyelerin katılımına açık “Küçük Kurul” toplantısı olmasına karşın söz konusu yazıda bu toplantının “olağan üye toplantısı” olarak adlandırılması, tarafınızca yapılan bir “şark kurnazlığı”ndan başka bir şey değildir. Söz konusu toplantıyı aklınız sıra tüzüksel bir toplantı gibi göstererek, bu toplantıda yaşananları da Oda organlarıyla soruşturmanın yasal zeminini hazırlamaya çalışmaktasınız. Fakat görülüyor ki “mumunuz” 11. 12. 13. ve 14. sorularda sönmüş ve unutkanlığınız sonucu “küçük kurul” ifadesi buralarda kullanılmıştır. Bu durumda aslında Oda organları kullanılarak böyle bir soruşturma yürütmeye yetkili bile değilsiniz.

TMMOB ve İMO resmi yönetmeliklerinde “Küçük Kurul” adıyla anılan bir kurul yoktur. Bu kurul, oda organları dışında, demokratların kendi aralarındaki hukuk çerçevesinde oluşturdukları bir kuruldur. Bu kurulda yaşananlar da Oda’nın resmi yapısını ilgilendirmez. Bu kurulda saldırıya uğradığını iddia edenler için ise savcılığa suç duyurusunda bulunma yolu açıktır. Yapmaya çalıştığınız soruşturma bu yönüyle de hukuk dışıdır. Yaptığınız iş, herhangi bir grubun (örneğin Meslekte Birlik Grubunun) kendi aralarında yaptıkları bir toplantıda ortaya çıkan sorunun Oda Yönetimi ve Oda organları kullanılarak çözüme kavuşturulmaya çalışılması gibi abes bir iştir.

Neyi soruşturduğunuz bile belli olmayan bu metinde, konuları 3 Haziran 2009 tarihindeki küçük kurulda yaşananların etrafında kurgulamaya çalışmanıza karşın, İstanbul’da oturan iki ve Libya’da yaşayan bir yayın kurulu üyemizi hangi mantıkla bu soruşturmaya dahil ettiğinizi, bildiğimiz hukuksal ilkeler çerçevesinde anlayabilmek mümkün olmamıştır.

Sorularınıza gelince…

  • 1., 2. ve 3. sorularınızda bildiri dağıtılması sorgulanmaya çalışılmaktadır. TMMOB ve Odaların etkinliklerinde bildiri dağıtmak için ne zamandan beri izin alınmaktadır? Bu toplantıda bildiri dağıtımını yasaklayan bir yönetim kurulu kararı mı vardır? Böyle bir karar olsa bile, bu karar hangi yönetmelik maddesine dayanmaktadır? Oda etkinliklerinde bildiri dağıtmayı bu şekilde izne bağladıktan sonra, Odanın en üst kurulu olan genel kurul ve seçimlerinde bildiri dağıtan grupları da, izinsiz bildiri dağıtmaya kalktılar diyerek ana-avrat küfür ederek dövmeye kalkıp, ardından da soruşturma mı başlatacaksınız?

TMMOB ve Odaların etkinliklerinde bildiri dağıtmayı yasaklayan veya izne bağlayan herhangi bir yönetmelik maddesi olmamasına karşın, bildiri dağıtmayı suç gibi göstermeye çalışarak demokrasi anlayışınızı açığa vurmaktasınız. Bu tutumunuzla, YÖK ve Üniversite yönetimleri tarafından yürütülen ve bildiri dağıtan devrimci öğrencilerin okuldan atılmalarıyla sonuçlanan soruşturma anlayışıyla hareket ettiğiniz anlaşılmaktadır. Odaları demokratik bir yapıdan uzaklaştırdığınıza bu sorularınız kanıttır.

  • 4., 5., 6. ve 7. sorularınız doğrudan dergimizle ilgilidir. 4. sorunun a şıkkında sorduğunuz soru ilginçtir. Oda yöneticilerinin ve çalışanlarının isimleri gizli midir veya bu şahıslar gizli iş mi yapmaktadırlar ki bu kişilerinin adlarının bir bildiride yazılması, bu kişilerin deşifre edilmesi anlamına gelmektedir? Burada, yazılarımızdan ve bildirilerimizden “cımbızla” aldığınız cümleler ile yayın kurulu üyelerimizin kanaatlerini öğrenmeye çalışmaktasınız. Uluslararası hukuk bir yana, sistemin kanunlarında bile, kişilerin kanaatlerinin sorgulanamayacağı ve kişilerin kendi aleyhlerine tanıklık yapmaya zorlanamayacağı yazılıyken, bu sorularla adeta sıkıyönetim savcısı durumuna düştüğünüz görülmektedir.

Ortada bir suç tanımı bulunmamakta, sorulara verilecek yanıtlarla daha sonra bir “suç” tarifi yapılacağı anlaşılmaktadır. +İVME Dergisi olarak, ortaya koyduğumuz görüş ve iddialarımızın tümünün altında imzamız vardır. Sorgulamaya çalıştığınız metinlerde yer alan ifade ve görüşler, virgülüne kadar tarafımızca savunulmaktadır. Bu konuda, mahkemelere başvurmak da dahil olmak üzere her türlü yasal yol açıktır. Fakat bu metinlerde yer alan görüşlerle ilgili olarak yayın kurulu üyelerimizi sorgulamaya çalışmanız hukuk dışıdır. Bu yayınlarımızla ilgili olarak herhangi bir karşı açıklama veya tekzip metni göndermeksizin, yayın kurulu üyelerimizi sorgulamaya çalışmanız tam da İMO’yu kendi mülkiyetinizde gören yönetim anlayışınıza denk düşmektedir.

Öte yandan, Genç-İMO ODTÜ temsilciliğine yaptığınız hukuk dışı atama, buradaki +İVME Yayın Kurulu üyeleri tarafından yargıya taşınmış durumdadır. 7-a’da sorduğunuz bu sorunuza yanıtı İdare Mahkemesinden bir süre sonra alacağınız kesindir.

  • 8. sorunuz gerçekten ilginçtir. Bildiri dağıtmayı bile izne bağladığınız 14 Mart 2009 tarihli öğrenci kurultayında, yayın kurulu üyelerimize ve dergi okurlarımıza ana-avrat küfür ederek saldıran yönetim kurulu üyeleri ve oda çalışanları hakkında soruşturma başlatmak için şikayet mi olması gerekmektedir? Bir oda toplantısında üyelere küfreden, saldıran bu şahıslar hakkında bir soruşturma başlatmamış olmakla asıl yönetim kurulu olarak sizin görevinizi yapmadığınız aşikar değil midir? İlla suç duyurusu mu gerekmektedir? O zaman bu yazımızla söz konusu toplantıda yayın kurulu üyelerimize ve dergi okurlarımıza ana-avrat küfür ederek saldıran kişiler hakkında şimdi burada biz suç duyurusunda bulunuyoruz. Soruşturma açıp açmayacağınızı da merakla bekliyoruz.

  • 9., 10. ve 11. sorularınız ise tam olarak, İMO Konya Şubesi tarafından dergimiz hakkında yasadışı örgüt olduğu asılsız iddiasını içeren yazılı açıklama ile bu açıklamanın TMMOB ve İMO internet sitelerinde günlerce yayınlanmasına paralel sorulardır. Bu asılsız iddiaları kaleme alanlar ve yayınlayanlar, bu iddialarını ispatlayamazlarsa, tarafımızca şeref ve haysiyetten yoksun muhbir ve müfteri olarak ilan edileceklerdir. Bu sorularla da dergimizin organize bir suç örgütü gibi gösterilmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır.

Bu noktada asıl biz size şu soruyu soruyoruz: İMO Konya Şube yöneticilerinin dergimize yönelik asılsız iddialarını içeren ihbar mektubunun içeriğine katılıyor musunuz? Bu alçakça ihbar mektubunu internet sitenizde yayınlayarak ne yapmayı hedeflediniz? TMMOB’nin devrimci demokrat üyeleri hakkında bu tür asılsız ihbar mektuplarını kaleme alanlar ve yayınlayanlar hakkında da bir soruşturma başlatmayı düşünüyor musunuz? Bunun için de bir suç duyurusu mu gerekiyor? Bu yazıyı bu konuda da suç duyurusu kabul edebilirsiniz o zaman… Biraz olsun demokrat anlayış taşıyorsanız, bu soruların yanıtını bize değil, ama kendinize vermeniz gerekmektedir.

  • 12., 13., 14. ve 15. sorularınıza gelince… Bırakın bu soruları yapacağınız suç duyurusu kapsamında Ankara Cumhuriyet Savcısı sorsun…

Sonuç olarak, dergimizin tüzel kişiliği hakkında, dergi yayın kurulu üyelerimizin bir kısmını sorgulamaya çalışarak yürüttüğünüz bu hukuk dışı soruşturma, sistemin kanunlarından bile geri demokrasi anlayışınızı açığa çıkartmış durumdadır. Tüm bunlara karşın halen demokrat olduğunuzu iddia ediyorsanız, ortaya çıkardığınız bu sorunların çözüm yerinin demokratların kendi aralarında oluşturdukları hukuk zemininde yapılacak toplantılar olduğunu hatırlamanız gerekmektedir.

Bunu yapabilecek bir yüreğe sahip olup olmadığınınızı ise, bu İMO için yüz karası soruşturma metninde nedense adını bile anmadığınız, 11 Haziran 2009'da eli bıçaklı sokak serserilerini İMO Ank. Şb. önüne yığarak ve ardından polis barikatı ile devrimcilerin girmesini engelleyerek gerçekleştireceğinizi toplantı ile ortaya koymuş durumdasınız.

Haklarında soruşturma yürütmeye kalktığınız yayın kurulu üyelerimiz size kendileriyle ilgili gereken yanıtları vereceklerdir. Fakat dergimizin yayınlarıyla ve açıklamalarıyla ilgili anlayamadığınız yerleri soracağınız yer dergimizin tüzel kişiliğidir. Bu konularla ilgili daha geniş ve ayrıntılı bilgi sahibi olmak istiyorsanız, lütfen dergimizin bürolarına başvurunuz. Altına imza attığımız her sözcüğü içtenlikle ve ayrıntılı olarak yüzünüze karşı da söylemek bizi mutlu edecektir.

Saygılarımızla.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada

+İVME